16 03 2010

NEŞE DÜZEL ERGUN BABAHAN RÖPORTAJI

Toplumda konuşanlar çoğaldıkça daha önceleri farkına varmadığımız ve normal olarak karşıladığımız birçok olayın perde arkasını öğrenme fırsatını elde etmiş oluyoruz. Oldum olası suskun insanları sevmedim. Tam tersi çok konuşan ve olur olmaz her konuya “balıklama” atlayan, ukala ve densizleri de sevmedim. Konuşması gereken insanların susması ise herkes bilir ki asap bozucu bir durumdur. Konuşmasını umduğunuz insanların konuşmaması genellikle ya korkudandır ya da utançtandır. Konuştuğunda bildiklerini açıklaması nedeniyle başına gelebilecek belalardan kendisini güvende hissetmeyenler konuşmazlar! Bu tip insanların medeni cesaretleri noksandır, kendilerini güvende hissettikleri an şakırlar ve hatta kendilerini “aslan” gibi görürler. Ama demirin tavında dövülmesi ve diğer tanıkların hayatta olduğu zaman “şakımak” meziyettir.
 
Utananlar ise mümkün olduğunca hiç ama hiç konuşmazlar ve mazideki yaşanmışlıkların tamamen yok olmasını isterler. Utanılacak işler yapmış ya da o işler yapılırken suskun kalanların unuttukları şey “hakikatlerin” asla kaybolmadığı gerçeğidir. Er geç hakikatler hiç umulmadık bir zamanda bütün çıplaklığı ile ortaya çıkar.
 
Dağın başında iki arkadaş kavga eder, daha güçlü olan diğerini öldüreceğini söyler. Diğeri yalvarır, “yapma, etme” diye fakat ötekisi kararlıdır. Etrafta kendilerinden başka hiç kimse yok. Ölüm anında, son nefesini vermekte olan adam katile der ki “kurtuldum sanma, senin beni öldürdüğüne bu “kenger”ler şahitlik edecektir.” Katil gülüp geçer. Aradan yıllar geçer, katil bu zaman zarfında öldürdüğü adamın karısı ile evlenmiştir. Bir gün katil adam arkadaşını öldürdüğü dağa karısı ile birlikte çıkar; yan yana oturmaktadırlar, o esnada bir fırtına eser, önüne her şeyi katıp götürmektedir. Tam önlerine bir kenger yumağı gelir. Arkadaşının ölürken söylediklerini hatırlar ve gülümser, bu hali eşinin dikkatini çeker ve sorar: “ne oldu neye gülüyorsun? “Hiiç” der adam; ama eşi ısrar edince, aradan uzun yılların geçmiş olması ve karısının da bilmesinde bir zarar gelmeyeceği düşüncesiyle der ki “yıllar önce senin benden önceki kocanla burada kavga ettik ve ben onu öldürdüm” der. Ölürken bana “bu kengerler senin beni öldürdüğüne şahitlik yapacak” demişti onu hatırladım. Hikâyenin gerisi malum,”gerçek” öğrenilince katil de cezasını çekmiş.
 
Neşe DÜZEL’in 15 mart 2010 tarihli Taraf Gazetesi’nde Ergun BABAHAN ile yaptığı röportajı okuduğumda “çok şey bilen” insanların konuşmadığını hatırladım ve üzüldüm. Adam seksen yaşına gelmiş, ülke yönetiminde söz sahibi olmuş, kim bilir neler neler yaşandı ve biz bunları bilmiyoruz. İşin doğrusu kimsenin özel hayatını hiç merak etmiyorum ama görevlerinden dolayı devleti ve toplumu ilgilendiren “gerçeklerin” anlatılma zamanı gelmedi mi? Yoksa utanılacak işler mi yaptınız?
 
Önemli görevlerde bulunan insanların hayatta iken konuşmaları; sonradan ortaya çıkacak hakikatlerin bilahare çarpıtılmasını da önlemiş olur. Star Gazetesi yazarı Ergun BABAHAN’ı 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını anlatmasındaki medeni cesaretinden dolayı kutlamak gerekiyor. Babahan’ın anlattıklarına itirazı olanlar varsa hemen itiraz ederler çünkü hepsi hayattadır. BABAHAN yaşadıklarını anlatmakla utanılacak işlerin içindeki adam olmadığını da kanıtlamış oluyor. Faşizmin herkes tarafından bilindiği zannedilenin dışında aslında ne olduğu ve nasıl uygulandığı tespiti de harika.
 
Yıllar, yüzyıllar geçse de hakikat mutlaka ortaya çıkıyor, gizlenmesi mümkün değil. Dünyanın ilk teröristi - aslında ilk terörist bana göre kardeşi Habil’i öldüren Kabil’dir ama- olarak bilinen Herostratos sadece meşhur olmak için– yaptığının önemi yok- İzmir Efes’te bulunan tapınağı yakmış. Yakalanıp idam cezası ile cezalandırılmış olmakla birlikte ayrıca Efes’in yakılması olayı ve Herostratos adının anılması yasaklanmış. Fakat biz i.ö.356 yılında meydana gelen Efes’in yakılma olayını da Herostratos’u da yasaklanmış olmasına rağmen biliyoruz. Halil BERKTAY’ın yazdığına göre bu bilginin günümüze gelmesi Sakız’lı THEOPOMPOS’un yasağa rağmen yazmış olmasıdır.
 
Fısıltıların esintisiyle, özellikle yakın tarihimizi ilgilendiren konularda o kadar çok şayia var ki bunların netleşmesi, olayları bizzat yaşayan dönemin etkili, yetkili kişilerinin konuşması ile açığa çıkacaktır.
 
Evet, “utanılacak” iş yapmayanlar, konuşmanızı bekliyoruz…

38
0
0
Yorum Yaz